07 08 2012

Değeri bilinmemiş bir şarkı

Aslında değeri bilinmemiş yerine hak ettiği ilgiyi yeterince görememiş mi desek?Vaktiyle promosyon desteği yok, klip desen Trt'nin sevimsiz stüdyolarında ya da bahçesindeki pembe güller eşliğinde çektiği bir kaç komik videodan başka  başka ne vardı ki? Hal böyle olunca o dönemlerde yitip giden sayısız eser, bugünlerde keşfedilmeyi bekleyen kırk haramilerin hazinesi gibi el sallıyor bizlere. "hadi sihirli kelimeleri söyle de açılsın şu kapı!" "açıl susam açıl" diyerek diyerek girelim karanlık mağaramıza. oldukça hüzünlü bir ayrılık şarkısı bu.  Aslında hepiniz biliyorsunuz, mutlaka kulaklarınıza çalındı bir yerlerde ama kulak kabartıp dinlemediniz belki. Yeterince içinize işlemedi, polar battaniyeler gibi sarıp sarmalamadı belki de soğuk kış gecelerinde. Suavi'nin Al Kirazım'ından bahsediyorum. hani; "Beni sevdiğini bilmek yetmiyor Görebilmek yüzünü mümkün olmayınca" diye başlayıp "Benim al kirazım çağla gözlüm fidanım Sen yad ele vardın, ben hüzünlere daldım" diye son buluyor ya! Şarkının girişindeki yaylılar,  hangi tellerimize dokunuyorsa, zamansız bir hüzün kucaklıyor tüm bedenimizi. Suavi'nin yumuşak ve bariton sesiyle üst notalara rahatlıkla tırmandığı nakarat kısmında ise çelloyla gitar boğazınıza koca bir düğüm olup oturuyor. Depresif ruh hallerindeyken dinlenmesi son derece zararlı. ... Devamı

07 08 2012

Siyah, beyaz ve gri tonlar üzerine

  geçmişe dair ne varsa, bu kolide artık. her şeyi tıkıştırıp sıkıca bantlamışsın. ahşap merdivenlerden bodrum kata yönelirken tökezleyip düşmemek için sağlam basıyorsun ayaklarını. düştüğünde canın yanacağından değil, ortalığa saçılan anılarla tekrar yüzleşeceğinden korkuyorsun aslında. nihayet indin işte. o kasvetli bodrumun en kuytu yerine bıraktın koliyi. karanlık, boğazına yapışan kirli bir el gibi. gölgeler,  beline dolanıp seni baştan çıkarmaya çalışan arsız bir kazanova artık. hemen kurtul buradan. ışığa koş, beyaza koş. nihayet çıktın işte. bembeyaz bir odadasın.  halı beyaz, duvarlar, raflar, müzik sistemi, tv, telefon bembeyaz. hatta köşede duran piyanonun tuşları bile bembeyaz. sarhoş bir serseri dolaşıyor şimdi beyin kıvrımlarında. tüm sinapslarına dopamin fışkırtıp, şarkılar söylüyor. arnold'ın twins filmindeki ilk sevişmesinden sonra gözlerini tavana dikip dakikalarca gülümsediği gibi şaşkın bir gülümseme oturuyor yüzüne. uzun sürmüyor ama, çünkü gözlerin yoruluyor. bu keskin beyazlık kör ediyor gözlerini. dokunamaz, hissedemez, hiç bir zemine ayak uyduramaz oluyorsun. o evden uzaklaşıp, yumurtadan henüz çıkmış minik bir caretta gibi çırpınıyorsun.  ne denizin mavisi ne ormanın yeşili doyurmuyor seni. aklın gride senin. grinin sakladığı büyüde. yasakladığın tüm düşler o koliden fırlayıp, beyaz piyanonun tuşlarında dans ediyor çünkü. ruhun gride kalmış senin. grinin hiç bitmeyen sevdasında... Devamı

07 08 2012

Bir kadın, bir adam ve midyeler

Her gün eve döndüğü ağaçlı yol yerine, yolu uzatma pahasına deniz kıyısından yürümeyi tercih etti genç adam. Arada bunu tekrarlamalıyım diye düşündü, çünkü yol üstünde bir sürü seyyar satıcı vardı. Her tezgaha göz gezdirdi ama midye dolma satan küçük çocuğun önünde durdu. bir, iki, üç, beş derken onaltı tane midyeyi indiriverdi midesine. Ellerini peçeteye silerken O'nu gördü karşı kaldırımda. Aylardan sonra ilk kez! Şaşkınlığını üzerinden atar atmaz koştu yolun karşısına ve belli belirsiz bir "merhaba" diyebildi utangaç,sivilceli  bir ergen edasıyla. Kadın kafa salladı sadece, güneş gözlüğünü çıkarmadı, elini uzatmadı, tam anlamıyla durmadı bile. "Seni gördüğüme sevindim, vaktin var mı azıcık laflayalım" dedi adam. Kadının cep telefonu çaldı sonra, umursamadan açtı telefonu ve konuşmaya başladı yürüyerek. Ardından peşi sıra giden adam tam bir ördek yavrusuydu artık. İki adım geriden şaşkın şaşkın takip ediyordu. Bir hışımla döndü kadın; -Neden zorluyorsun, ne istiyorsun hala! -Seni merak ettim sadece? bişey istemiyorum... -İyiyim ben. Merak etmene gerek yok! -Anladım -İyi. Başka bir şey yoksa ben gidiyorum. -Peki -Hoşçakal Adam arkasını dönüp yoluna devam etti. Yediği midyeler yüzünden zor anlar yaşıyordu. Spastik kolonu olan bir adamın bunca midyeyi yemesi zaten büyük bir ahmaklıktı. Deniz kıyısındaki kafelerden birinin tuvaletine zor attı kendini. Çıktığında mutlu bir tebessüm vardı yüzünde. Ne eski sevgiliden ne de midyelerden eser kalmamıştı.Bir daha deniz kıyısından eve dönmemeye yemin etti.  Denizin kokusunu uzaktan alıp, ağaçlı yoldan y&... Devamı

07 08 2012

Ve balıklar da göç etti kuşlarla bir

  Yaşama dair ne varsa yalayıp yuttuğumu sandığım günlerdi. limon sarı, bıçak keskin, deniz tuzluydu o yıllarda. her şey bu kadar düz ve basitken, çetrefilli şeyleri görmezden gelmek en kolay seçenekti. kusursuz bir saat gibi tıkır tıkır dönmeliydi çarklar. o saati bir gece kurmayı unutsam, o güne dek inşa ettiğim tüm sırça köşklerim, paramparça olabilirdi. pürüzlü olan her ne varsa, rugan bir ayakkabı gibi cilalanıp parlatılmalıydı. tüm engebeli yollar en gürültülü dozerlerle düzlenmeliydi. ve o dozeri durdurmaya çalışan aklı evveller, basit birer tümsekti sadece. gözünün yaşına bakmadan onlar da ezilmeliydi. bu; bana en yakın, bu; benim en sevdiğim olsa bile! limonun daldaki yeşiline sevdalandım sonra. keskin bildiğim bıçağın sapıyla ayva dövmeyi, dakikalarca gayesiz seyrine daldığım mavişimin, iyot kokusuyla sevişmeyi öğrendim. nasıl bu kadar acımasız olabilir dediğim kadının, benim için döktüğü göz yaşlarına rastladım sonra. kuruduk biz dediler. geç kaldın. hem de çok geç. tüm yapraklarım kurudu  bir anda. duvardaki askıdan yüzümü aldım ve masaya bıraktığım kelimeleri doladım boynuma. son sözlerin soğuk nefesi bahçe kapısından içeri girdi. taş villanın tüm sıvaları döküldü birer birer. mavi boyalı pencereler dağıldı ellerimde. deniz buharlaştı ve balıklar göç etti, kuşlarla bir. "dönmen için hangi sözcükleri söylemem gerekiyor?" dedim yerdeki fotoğrafına, "farz et ki döndüm; bu sözcükler bizi bir arada tutmaya yeter mi?" dedi o an anladım, kelimelerin bazen ne kadar kifayetsiz kalabileceğini. orhan veli gibi.. ayrılığın özetinin kendisinden bile uzun olduğunu, sar... Devamı

07 08 2012

Zamansız sözler

  Kendinize verdiğiniz sözleri tutamadığınız oldu mu hiç? defalarca mı? sigarayı bırakma hususunda ben de defalarca söz verdim kendime ama konumuz bu değil. sigara ciğerlerimi azar azar tüketen arsız ve şehvetli bir sevgili sadece, hepsi bu. Keşke hayat belirlediğim çerçevenin dışına hiç çıkmasa.  Ayağıma takılan her minik taşı sorgulamasam, ya da tenimi ıslatan her yağmur damlasına bunca anlamı yüklemesem. Sıradan bir adam olsam ya ben. Sürüden hiç ayrılmadan mutlu mesut yaşayıp aynı aptal gülümsemeyle ölsem. Azot çevrimine teslim etsem bu bedeni sualsiz. Bir düsturu olmalı insanın, bir duruşu bir kırılma noktası olmalı. Her ne kadar zaman zaman o sikindirik çerçevenin dışına taşsa da yaşamı; verdiği sözleri anımsayıp tekrar zincire vurmalı haylaz düşlerini. Yoksa o düşler  doggy style'dan misyonere, geniş bir skalada beceriverir tüm hayatını da ruhu bile duymaz. Devamı