23 08 2012

Pamukkale ekspresinde bir gece

Pamukkale ekspresinde bir gece |  görsel 1

O gece Eskişehir'e yol alan trenin, numarasız vagonlarından herhangi birinde o'nunlaydık.insanın boğazını sıkar gibi havasız, dışarıda çılgınca bir soğuk ve sıkı sıkıya kapalı pencereden içeri girmeye çalışan kar tanelerinin eşlik ettiği o kızıl siyah gökyüzü.az önceki yolculardan kalma yumurta ve soğan kokan kompartımanımızda artık üç kişiydik.afyonda binen yaşlı teyze, o ve ben.

başını koyup uyuduğu dizlerim ağrıdan sızlamış, ancak böylesine tatlı uyuyan bir meleğe kıyamamıştım.

yaşlı teyze yıpranmış mantosunu cama dayayıp yastık yapmış, ellerinin arasında okumaya ara verdiği kitabıyla uçuşan kar tanelerini uzun uzun izliyor, arada bir göz ucuyla bize bakıyor ama suskunluğunu hiç bozmuyordu.

"o kitabı ben de çok severim" dedim fısıldayarak.birden irkildi.ardından gülümseyerek "genç nesil bilmez bunu..çok eski bir yayın çünkü" dedi.
babamın tam bir sahaf delisi oluğunu, benim de azıcık nasibimi aldığımı anlattım.kitaplar, okul, memleket, aile derken "ne zamandır berabersiniz" diye sordu.."iki ay ama sanki hep varmış gibi..sanki çok uzun zamandır tanıyormuşum gibi" dedim.

ardından elindeki kitabı göstererek anlatmaya başladı;

"bu kitabı bana 1958 yazında o almıştı.bak ilk sayfada el yazısı var -hiç bitmeyecek aşkımın hatırasıdır- diye.1960 senesinde evlendik.çok arzulamamıza rağmen hiç çocuğumuz olmadı ama kendi çocukluğumuzu yaşattık birbirimizde.aynı anda asla konuşmadık.birimiz öfkeliyken diğerimiz hep sustu.o da öğretmendi benim gibi.bir yere çakılıp kalmadık yurdun dört bir yanında görev yaptık yıllarca.her ilde ayrı dostluklar, her evde ayrı hatıralar.hep gözümüzün içine baktık, birbirimizin üstüne titredik ama yetmedi.bundan altı sene evvel eskişehir de, benim yaralı kurtulduğum bir trafik kazasında öldü gözümün bebeği.gözümün içine baka baka öldü.otuz iki senedir aynı yastığa baş koyduğum adamım, son nefesinde benden özür dileyerek öldü. -keşke sen ölseydin de, geride kalmanın acısını ben yaşasaydım - diyerek öldü."

ardından dizimde uyuyan sevgilimi göstererek;

"o'na iyi bak.sana öyle güvenmiş seni öyle sevmiş ki onca gürültüden bile uyanmadı..dizlerinde bulduğu huzuru başka yerde aratma o'na" dedi.

enveriye garına varan tren yorgunca çaldı düdüğünü.meleğim uyanmış şaşkın şaşkın mahmurluğunu atmaya çalışıyordu.

eşyalarını toplayan yaşlı teyzeye;

"iki aylık bir ilişkiyi uzun süren bir aşk masalı zannetmek büyük ahmaklıkmış.birini gerçekten sevmenin ne demek olduğunu bu bir saat içinde bana öğrettiniz.ömrünüzün de, bu bir saat kadar anlamlı sürmesini diliyorum." dedim.

o eski kitabının ilk sayfasını yırtıp sevgilime uzattı..ve ekledi;

"bunu sakla..gerçekten sevmenin ne demek olduğunu sana da fısıldayacaktır mutlaka"

0
0
0
Yorum Yaz