23 08 2012

Erkekler aşık olunca ne yapar?

Erkekler aşık olunca ne yapar? |  görsel 1

Bir erkeğin, bir kızdan hoşlanmasıyla başlayıp, evliliğin takriben üçüncü senesine kadar süren zaman diliminde yaptığı zarif hareketlerin toplamıdır aslında. Bu süre zarfında sevdiğinin gözünün içine bakar, bir dediğini iki etmemeye özen gösterir. Aşık erkek, gecenin bir yarısı üç kilometre yürüyerek dondurma almaya bile gider; sırf canı dondurma çeken sevdiğinin bir yeri şişmesin diye. Sonra türlü şebeklikler yapar güldürür eğlendirir falan. Merak edenler için not: Evliliğin üçüncü senesinden sonra ya akşamları iki tek atmaya gider ya da elinde kumandayla tv karşısında uyuyakalır.  şu hayattaki tek idolüm! Al Bundy  :) Devamı

23 08 2012

Sevgilinize sürpriz yapın ama azıcık yaratıcı olun

Sevgilinize sürpriz yapın ama azıcık yaratıcı olun |  görsel 1

Yıllar önce yaptığım bir sürprizdi. Hatta belki de ilk ve tek! "Buzdolabına özenle koyulmuş bir demet gül." Doğum günü müydü, sevgililer günü müydü net olarak hatırlamıyorum. İşte o gün "bana dolaptan bira getirir misin hayatım" diye seslendim. Buzdolabının kapağını açtığında bira yerine bir demet gül bulunca ağlamaklı olmuştu garibim. Biliyorum, aslında çok bir esprisi yok. Ama benim gibi bir adamın, böyle bir jest yapması, sevgilimi mutlu etmeye yetmişti öküzgiller familyasından olabilirim.Evet. Devamı

23 08 2012

Şu hayat dedikleri

neden durdum ki? devam etmeliyim koşmaya. durduğum an, bir arpa boyu yol alamadığımı görmek yıldırıyor beni, sonra hiç koşasım gelmiyor. "hayat dedikleri zaten böyle bişey olum" diyor içimdeki kapitalist ibne. "sakın durma. sakın ardına bakma" diyor. ama bir müddet sonra soluğum kesiliyor, denizi kucaklayan taş evin tam önünde duruyorum. ne güzel bir ev ya rabbim! hanımeli çiçekleri de var bahçesinde. taş duvarları sarmalayan sarmaşıklar rüzgarla bir olup fısıldıyor kulağıma "nerdesin be gözüm gel artık!" pencereleri açınca içeriye deniz kokusu dolan bu taş ev nerededir ben de bilmiyorum. tekirova, finike, kaş ya da kalkan civarında olsa gerek. elimi uzatınca dokunacak gibi oluyorsam üç adalar'a; kesin oralarda bir yerdedir. yoksa durup dururken ne diye "delice zeytin" çalsın, bu sebepsiz ve şaşkın gülümseme neden yerleşsin yüzüme. tamam diyorum. olmak istediğim yer burası. mutlu olurum burada ben. hem bu evin içinde tüttüre tüttüre pipomu da içerim, belki yeniden başlarım müziğe. her şeyi bırakmalıyım ardımda. her şeyi bırakıp buraya, bu eve gelmeliyim. belki yine yazarım sayfalarca kim bilir? yüksek dozda serotonin etkisinden uyuşan beynimi toparlayıp, derinlerden gelen boğuk sese kulak veriyorum; "vakit doldu" diyor kocaman harflerle. "hayal evinde bu kadar vakit kaybettiğimiz yeter. devam et koşmaya!" Devamı

23 08 2012

Clear şampuan ve banyoda yaşanan zafer

Clear marka şampuan piyasaya yeni çıkmıştı. Sevgilim bayılıyordu bunun kokusuna. Çocuk gibi kafamı koklayıp duruyordu. Sonra gün geldi ve sudan bir sebepten terk etti bu beni. Balataları sıyırmak üzereydim. Ne yana baksam o'nu görüyordum. Ne zaman banyo yapsam, o çok sevdiği şampuanın kokusunu duyup ağlamaklı oluyordum. kodumun şampuanı bir an önce bitsin diye günde iki kez banyo yapıp, türlü aktivitelerde bol bol kullanıyordum. gel zaman git zaman o şampuan bitti ve zevkle attım şişesini. Aradan epey zaman geçmişti. O süre zarfında üç tane blendax, iki tane de elidor bitirmiştim. tam unuttum artık, "o kim ki amına koyim" triplerindeyken, banyoda onunla karşılaştım. Eski sevgilimle değil hacı, annemin aldığı alie boyu clear şampuanla. Ariel deterjan alana hediye olarak veriyorlarmış. Ne alaka dedim, çamaşır suyu ver, diş macunu ver,scoth brite ver ama bunu verme işte! İlla şampuan vereceksen schauma ver, hem sudan ucuz. Evet ne diyordum, uzun bir aradan sonra onunla tekrar karşılaşmıştık. Uzun uzun kesiştik. Hiç konuşmadan öylece süzüyorduk birbirimizi. Bu iç gıcıklayan sessizlikten sonra; "naber lan götoş" dedim. Suskunluğunu bozmadan; "sıkıysa aç kapağımı" der gibi baktı bana. "geçti olm o günler. mikmişim kokunu" dedim. "aç da göreyim ibnetor" dedi. Usulca açtım kapağını. Sonra kokladım...kokladım... kokladım. taa ciğerlerime kadar hissetim tüm koku zerreciklerini. Eski günler film şeridi olup gözümün önünden akmaya başlamışken, en büyük savaşımı veriyordum. Gözlerimde ıslaklık var mı diye yokladım, kupkuruydu. Aynadaki suretime baktım; mikilmiş göte benziyor mu diye, maşallah cillop gibiydi. Ne ağlak bir çocuk sıfatı ne de yenilmiş bir komutan ifades... Devamı

23 08 2012

Kapitalist düzenin esiri olmuş zavallı bir adamın öyküsü

Geçen ay patronla yaptığımız kırk beş dakikalık bir görüşmeden sonra göğsümde garip bir sızı başlamıştı. Yutkunmakla geçmeyen kocaman bir düğüm, gelip boğazıma oturmuştu. O gün patron durduk yerde beni odasına çağırınca işkillendim. Kıl adamdır benim patron. Sinsidir, sinamekidir, entrikaların en alasını çevirir. Yaşlı kurt havadan sudan konuşarak asıl mevzu için girizgah yaparken, benim kafamdan şunlar geçiyordu. "bayram değil seyran değil lavuk beni neden odasına çağırdı. Kesin bi bokluk var ama dur bakalım" Yarım saat boyunca iç bunaltıcı sohbetine ve götümle bile gülmeyeceğim tuhaf esprilerine maruz kaldıktan sonra, çıkardı dilinin altındaki baklayı; "Coolier, yönetim kurulu olarak aldığımız karar neticesinde, x hanımla artık çalışmayı düşünmüyoruz. Aynı departmanda çalıştığın ve en yakın arkadaşı olduğun için durumu önce sana aktarmak istedik. x hanımın yerine başka bir personel almayı düşünmüyoruz. Kabul edersen tüm işleri sen devralacaksın. Maaşında da iyi derecede bir artış öngörüyoruz. Ne diyorsun?" Afallamıştım. Reddetsem ben de işimden olabilirdim. Zaten son zamanlarda iyice açılmıştım, kabul etmeme gibi bir lüksüm yoktu. Ama bunca zaman birlikte çalıştığım arkadaşımın işine son veriliyordu. Hem de geçen ay krediyle yeni bir araba satın almışken. Kredi taksitlerini nasıl ödeyecekti? Ne kadar işsiz kalacaktı? Evlilik planları suya mı düşecekti? of amına koyayım şu iş dünyası ne kadar acımasızdı! Ay ortasına kadar kendisine bir şey söylemememi, her şeyi rutin akışına bırakmamı, kritik müşteriyle ilgili tüm detayları öğrenmemi istedi.ayın on beşi demek daha on gün var demekti.on gün boyunca yüz yüze bakmak, arkadaşıma hiç bir... Devamı

23 08 2012

Pamukkale ekspresinde bir gece

Pamukkale ekspresinde bir gece |  görsel 1

O gece Eskişehir'e yol alan trenin, numarasız vagonlarından herhangi birinde o'nunlaydık.insanın boğazını sıkar gibi havasız, dışarıda çılgınca bir soğuk ve sıkı sıkıya kapalı pencereden içeri girmeye çalışan kar tanelerinin eşlik ettiği o kızıl siyah gökyüzü.az önceki yolculardan kalma yumurta ve soğan kokan kompartımanımızda artık üç kişiydik.afyonda binen yaşlı teyze, o ve ben. başını koyup uyuduğu dizlerim ağrıdan sızlamış, ancak böylesine tatlı uyuyan bir meleğe kıyamamıştım. yaşlı teyze yıpranmış mantosunu cama dayayıp yastık yapmış, ellerinin arasında okumaya ara verdiği kitabıyla uçuşan kar tanelerini uzun uzun izliyor, arada bir göz ucuyla bize bakıyor ama suskunluğunu hiç bozmuyordu. "o kitabı ben de çok severim" dedim fısıldayarak.birden irkildi.ardından gülümseyerek "genç nesil bilmez bunu..çok eski bir yayın çünkü" dedi. babamın tam bir sahaf delisi oluğunu, benim de azıcık nasibimi aldığımı anlattım.kitaplar, okul, memleket, aile derken "ne zamandır berabersiniz" diye sordu.."iki ay ama sanki hep varmış gibi..sanki çok uzun zamandır tanıyormuşum gibi" dedim. ardından elindeki kitabı göstererek anlatmaya başladı; "bu kitabı bana 1958 yazında o almıştı.bak ilk sayfada el yazısı var -hiç bitmeyecek aşkımın hatırasıdır- diye.1960 senesinde evlendik.çok arzulamamıza rağmen hiç çocuğumuz olmadı ama kendi çocukluğumuzu yaşattık birbirimizde.aynı anda asla konuşmadık.birimiz öfkeliyken diğerimiz hep sustu.o da öğretmendi benim gibi.bir yere çakılıp kalmadık yurdun dört bir yanında görev yaptık yıllarca.her ilde ayrı dostluklar, her evde ayrı hatıralar.hep gözümüzün içine baktık, birbirimizin üstüne titredik ama yetmedi.bundan altı sene evvel eskiş... Devamı

23 08 2012

Ucuz ve lezzetli lokantalar rehberi

Ucuz ve lezzetli lokantalar rehberi |  görsel 1

Bizim işçiler bir kaç sefer uyarmaya çalıştılarsa da, her defasında lafı ağızlarına tıkıp, mevzuyu kapattım. "abi yemeği ordan söylüyorsun ama, sen biliyor musun ki orası..." "sus! sakın devam etme. işinize bakın olum siz. hayret bişey ya" bizim adamlar büyük olasılıkla haklı. haftada bir kaç kez yemek sipariş ettiğim bu yerin, adından ve telefon numarasından başka bir şey bilmiyorum. lokantanın 535'li bir cep numarası var rehberimde kayıtlı ve her aradığımda o yaşlı amca açıyor telefonu; - büyrün gaya (kaya demek istiyor) kebab + amca köfte piyaz göndersene falanca yere - tamamdır abe.. sipariş, en geç on beş dakika sonra iş yerimde. paket üst kata çıkana kadar geçtiği her yer mis gibi kokuyor . öyle üç beş tane de değil, en az on beş tane köfte var pakette. ayrıca bulgur pilavı, közde pişmiş soğan, biber ve domates de var. bu şehrin en pahalı restoranlarında bile böyle köfte yok yeminle! helva gibi mübarek; ağızda narin bir dil darbesiyle dağılıveriyor. piyazın tahini falan tam kıvamında, haşlanmış yumurta bile koyuyor lan! tüm bu lezzete ve hizmete rağmen diğerlerinin yarı fiyatına servis ediyor adam; hem de işçi sınıfı bol bol yesin hemen acıkmasın diye abartıyor porsiyonları. elinin ayarını seveyim amca! işte bu "gaya kebap" denen yer sanayide çük kadar bir dükkanmış. iki masa bile sığmıyormuş dükkana ama paket servis vızır vızır çalışıyormuş. sahibi iş yerine eşekle gelip gidermiş. yok efendim dükkanın içinde kediler cirit atıyormuş da, o kediler pilav tencerelerine işedikten sonra yıkamadan yenisi pişiyormuş, et dolabını açtığında müşteriler kokudan altlarına sıçıyormuş, belediye ekipleri üç sefer mühürlemiş de bilmem ney. bana ne! ne... Devamı

23 08 2012

Ahtapot salatası nasıl yapılır?

Ahtapot salatası nasıl yapılır? |  görsel 1

Bendeki bütün hikayelerin girişi de aynı amına koyim. "uzun yıllar önce..." kaç yaşına geldiysek artık. evet. ne diyorduk, uzun yıllar önce didim öğretmenler sitesinin denize sıfır kafeteryasında üç arkadaş oturmuş bira muhabbeti yapıyoruz. güneş sıcak, kafenin gölgesi serin, biralar buz, muhabbet gırla gidiyor. derken denize set gibi çekilmiş alçak duvardan masamızın dibine şap diye bir şey düşüyor. biz de hayvanlar gibi böğürüp masa ve sandalyeleri devirmek suretiyle ayağa fırlıyoruz. bu uzak gezegenlerlerden gelip yorgun düşmüş yaratığın ne olduğunu anlamaya çalışırken "anaaa ahtapota bakın laaan " diyor yan masadan biri. ve işte o an üçümüz birbirimize bakıp nasıl birer mal olduğumuzu idrak ediyoruz. neyse efendim. sonra kafeteryanın işletmecisi yusuf abi yakaladı bunu. kıvrak bir el hareketiyle "beynini" ters çevirdi. -ya da biz anlamıyoruz diye bize öyle dedi- ardından kayalıklara götürüp köpürte köpürte taşlara vurdu hayvanı. her vuruşunda ortalık şak şaaak diye inliyor. bu zalim işkence ne zaman bitecek diye düşünürken sonradan öğreniyoruz ki; ahtapotun lezzetli olması için en az 100 kez hızlıca çarpıp iyice köpürtmek gerekiyormuş. akşama bu ahtapottan yapılmış salatanın yanına bir 35 lik açmış gaddar yusuf abi. yakomozları izleyerekten huşu içinde takılıyor. "gençler gelin bi tadına bakın" dedi. bizim gözümüzden o dehşet kareleri henüz gitmediğinden "sağol abi biz almayalım "dedik. gece yarısı üç arkadaş sahilde demlenirken, "ölene kadar ahtapot yiyeni siksinler" dedim . kısa süren bir sessizlikten sonra "aynen bilader.. insan olan yemez zaten" dedi onlar da. ardınd... Devamı

12 08 2012

Aldatılmak

  sınıfımızın en cilveli en güzel en havalı kızıydı nazan. pek ismiyle müsemma bir tarafı yoktu. aksine can yakıcı, baş döndürücü kadınlar familyasının en nadide üyelerinden biriydi. cazibesine kapılan tüm erkekler salyalarını akıtarak etrafında pervane olurdu. çünkü; o herkese mavi boncuklar dağıtır ve her bir yerinden ayrı bir şehvet yayardı. ne hazin, ne çetrefilli bir ilişkiydi; ona yangın olduğumu bir allahın kulu bilmezdi. cesaretsizlik mi dersiniz basiretsizlik mi dersiniz. hiç bir zaman sokulamadım yanına, karşısına çıkıp iki çift laf edemedim. neden sonra ona karşı takındığım umursamaz tavırlar beklenmedik sonuçlar doğurdu. gönül kaçanı kovalar hesabı.  bir gün matematik dersinde ona yazdığım bir notu yakalayan öğretmen; ikimizi birden dersten kovup, büyük bir aşkın fitilini bilmeyerek de olsa ateşledi. dersten kovulan bu iki genç; arşiv odasında dakikalarca öpüşüp, derinlere yuvalanan aşkın kanatlarını küçük ve özel dokunuşlarla gökyüzüne salıvermişti. gel zaman git zaman bu masum öpüşmeler o'na yetmez oldu. bense saf bir anadolu köylüsü gibi naif hislerle daha ileriye gidemem diyordum. bunu sana yapamam. kıyamam ki ben sana.  o sürekli baş başa kalacağımız mekanlarda buluşmak isterken; ben o'nu konsere, şiir dinletisine, resim sergisi veyahut imza günlerine götürmeyi yeğliyordum. o cumartesi günü de, murathan mungan'ın imza günü için ünlü bir kitabevinin önünde buluşacaktık. saçlarıma boca ettiğim jöleyle vücudumun her santimetre karesine sıktığım deodorantımın kokusu 500 metre öteden hissedilebilir düzeydeydi. randevu saatini 15 dakika geçmesine rağmen gelmeyince, etrafta elele dolaşan &cced... Devamı

12 08 2012

Yemekten önce tatlı yenir mi?

Yemekten önce tatlı yenir mi? |  görsel 1

Cevap veriyorum, yenir. Hem de mis gibi olur. Antalya Aksu bölgesi köfte piyaz salonlarıyla ünlüdür. Yol üstüne hiç yoksa yirmi tane köfteci vardır. İşte bu köfte salonlarının bazılarında, masaya oturur oturmaz bir porsiyon baklava ikram edilir. Garsonun getirdiği baklavaya bakarak "bu ne ki şimdi" dersiniz önce. Yemeğin üstüne yerim deyip bir kenara koyarsınız ama bir süre sonra açlığa tahammül edemeyip bir tanesini mideye yuvarlarsınız. "vay ne de güzelmiş" deyip hop ikinci beşinci derken koca porsiyonu bitirirsiniz. Derken sizi tıkayacağını düşündüğünüz o tatlının üzerine bir buçuk porsiyon köfte, en tahinlisinden bir tabak piyaz ve yarım sürahi ayranı boca edersiniz mideye. Sığır derisi gibi gerilmiş göbeğinizi sıvazlayarak, "garson şu baklavadan bir porsiyon daha getir hele" dersiniz.  "Abi ikinci porsiyon parayla" diyen garsona, "o zaman çay getir aslanım" deyip beleş çayınızla birlikte sigaranızı tüttürürken, yemekten önce yenen beleş tatlının bünyede bıraktığı tarifsiz hazlarla orgazmın doruklarına yelken açarsınız.... Devamı

12 08 2012

Erkekler Ağlamaz

Bir iş merkezinin en üst katında bir ofis kiralamıştım. reklam, organizasyon ve aracılık hizmetleriyle uğraşıyordum o yıllarda. benim ofisin hemen bitişiğinde de yerel bir radyo istasyonu vardı. ve o radyoda akşam üstleri program yapan genç bir kız. hikaye de tam burada; beni kendisinden sonra yayına çıkmaya ikna etmesiyle başlıyor. radyoculuk büyülü bir şey. onca insan karşımda durup beni dinlese tek kelime edemem ama o ıssız ambiyansın içerisinde sanki kendimle dertleşir gibi son derece rahat konuşuyordum. sevmiştim ben bu işi. o akşam da şehrin tüm ışıkları stüdyonun camına yansırken, tonmeister masasında tuborg kırmızı biram, antep fıstığım ve yanı başımda gözlerini benden bir an olsun ayırmayan "o" vardı. şarkı aralarında birbirimize şakalar yapıp, raftan rastgele cd ler seçiyorduk. gözlerini kapadı ve elini rafa atıp bir cd seçti.  "bunun 2. şarkısını çal" dedi. no doubt-don't speak o şarkı günlerdir yakamadığımız ateşi bir çırpıda yakmış ikimizi de darmadağın etmişti. şarkının orta yerinde öpüşmeye başladık. şarkı bitip diğerine atladı ama biz durmadık. duramadık. devam ettik...dakikalarca. o geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. birbirimizin hayatına iyice nüfuz edip körkütük aşık olduk. aylar geçti, yıllar geçti. uzun zamandır beraber yaşıyorduk ve o uzun zaman önce radyo programcılığını bırakıp oyunculuğa başlamıştı. belediye tiyatrosunda ufak tefek roller oynarken, yeteneği, güzelliği ve tanıdığı herkesi kendine hayran bırakan akıl almaz elektriği sayesinde adını duyurdu. ve bi gün yaşadığımız onca şeyi , birlikte döşediğimiz evimizi, sokaklarında sarhoş şarkılar söylediğimiz o şehri ve beni bırakarak daha büyük bir şehire gitti. "ayrılmıyoruz ki biz, hafta sonları atlar gelirsin, nolur üzülme&... Devamı

07 08 2012

Vedat Milor'un çırağı olmak

    Evet yanlış duymadınız, beni çırağı olarak işe almasını istiyorum.  Hatta kurs düzenlesin 3- 5 aylık bir eğitimden sonra başarılı olanlara serifikalarını kendi elleriyle dağısın. Vedat Milor’dan tasdikli gurmeler kazansın bu ülke! Vallahi Vedat  abim istesin, tüm kariyerimi bir çırpıda siler onun yanında yamaklık yaparım. Arabasını kullanır, valizlerini taşır, ağzına bulaşan yemekleri peçeteyle silerim. Yeter ki bana bu işi öğretsin. Bana el versin. Benim veliahtım bu genç  adamdır desin.  O lezzetelerin esiri olmak, o köfteleri, pirzolaları, pilavları, baklavaları lüpletmek benim de hakkım. Devamı

07 08 2012

Sizin hiç eski sevgiliniz evlendi mi?

Uzun bir seyahatten dönmüştüm. günlerdir teknojiden ve sosyal ağlardan uzak tuttuğum ruhumu arındırmış ve yeni başlangıçlara enkarne olmuştum. eve gelir gelmez maillere göz attım. "x sizinle arkadaş olmak istiyor" diyen facebook mailine tıkladım. küçük bir çocuğun şaşkınlıktan kocaman olmuş gözleriyle bir daha baktım, O'ydu. İki senedir hiçbir haber alamadığım, hiçbir yerde izine rastlamadığım, bulsam bile ne diyeceğimi bilemediğim eski sevgilim gülümseyen gözlerle bana bakıyordu. Hemen ekleme talebini onaylayıp fotoğraflarına yöneldim. hiç değişmemişti. aynı duru güzelliği ile kendisini aldatan bu aptal adama bakarken acaba aklından neler geçiyordu? hala "neden yaptın" diye soruyor muydu? '... ile evli' yazıyordu. kesin bir kaybedişin hüznüyle, derinlerde filizlenmeye yeltenen birşeyler aniden yok oldu. yıllardır tekrarladığım belkiler, bir kaç soğuk kelimeyle yitip gitti. "... ile evli" Eski sevgilinin evlendiğini öğrenmek, bir daha asla sığınamayacağını bildiğin halde yanaşabilmeyi hayal ettiğin o son limanın da yok oluşunu izlemek demek. Eski sevgilinin evlenmesi demek, sislerin ardından el sallayıp şarkılar söyleyen o küçük kızın artık susması demek. Devamı

07 08 2012

Japonya ve şemsiyeler

Bu ülkeyle ilgili pek çok anım var. ama beni en çok şaşırtanlardan biri, alışveriş merkezine girdiğinizde şemsiyeleri koymak için girişte bir bölüm ayrılmış olması. yüzlerce şemsiyenin yanına kendinizinkini de bıraktıktan sonra bir türk olarak aklınıza bir sürü şey geliyor. "ya benim şemsiyemi biri alıp giderse? hangisi kimin şemsiyesi kim anlayacak? daha yeni almıştım üstelik...o kadar da para verdik...ben de başkasınınkini alır çıkarım heheh" ama çıkarken bakıyorsunuz ki şemsiyeniz yerli yerinde. kimse başkasının malına salça olmamış. tıpkı bir hamburgercinin sandalyesinde unuttuğunuz montunuzu iki gün sonra aynı yerde bulmanız gibi. tsunami felaketi sonrası sahile vuran sahipsiz eşyalara, kimsenin tenezzül etmediği güzel insanlarla dolu bir ülkedir japonya. Devamı

07 08 2012

Muhasebeci kızın metamorfozu

Muhasebeci kızın metamorfozu |  görsel 1

Benim nazarımda; "ehh işte" bile denmeyecek mutaassıp bir hanımdı o. günde birkaç kez imza için odama girip çıkan, arada sırada sorunlu müşterilerle ilgili kısa telefon görüşmeleri yaptığımız, hanımlı beyli, sizli bizli konuşma ciddiyetinden asla taviz vermeyen sıradan bir şirket çalışanı sadece. Muhasebeci işte lan, bir muhasebeci ne kadar seksi olabilir ki! uzunca bir etek üzerine kombine edilmiş, koyu renkli ve kıvrımlarını asla belli etmeyen biçimsiz bir gömlek ile arzı endam eden, vasatın altında bir kadın işte. ama sonradan anlaşıldı ki, kazın ayağı hiç de öyle değilmiş dostum. mavi ay dizisindeki bayan topesto'yla eş değer tuttuğum insan, günün birinde yüzlerce level birden atlayarak silvia saint'a dönüşebiliyormuş. metamorfozdan öte bir şey bu. reenkarnasyon belki de. evet. aslında, bendeki bu ani niyet değişiminin nasıl olduğu hakkında başlık biraz ipucu veriyor. masum ev kızı rolünü layıkıyla yerine getiren bu kadının, kama sutra tekniklerini uygulayabilecek kadar zengin bir birikime sahip olduğunu öğrenince, kalbimin ritmi; nihaventten salsaya absürt bir geçiş yaptı. derinlerden yükselen aboouv nidaları da cabası. üstelik, güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre bu hatun, one night stand özge'nin de yakın arkadaşıymış. işte o dakikadan itibaren kıvrımlarına daha bir dikkatli bakmaya başladım. evet fokuslandım dostum. ve fark ettim ki memeleri varmış bu kadının. kalçası cillop, yüzü de ay parçasıymış. meğerse burnumun dibinde süt gibi bir hatun varmış da, benim haberim yokmuş. artık evrak v.s işleri için odama her geldiğinde elim ayağıma dolanıyor, neresine bakacağımı, nereye imza atacağımı şaşırıyorum. bir kadının verebilitesi olduğunu öğrendikten sonra, ona temayül etmemek gerçe... Devamı